Bilişim çalışanları gerek Biçda’ya e-mail atarak, gerekse Biçda web sayfası iletişim kısmına yazarak işyerlerindeki sıkıntılardan bahsediyorlar. Böyle bir sıkıntısını paylaşan bir arkadaşımızla yaptığımız röportaja bültenimizde yer vermek istedik. Arkadaşımızın isteği üzerine şirketin adını açıklamıyoruz. 

 

Biçda: Neden Biçda’ya işyerindeki sorunlarını yazma ihtiyacı hissettin?

Şikayetçi İşçi: Biçda’ya okuduğum bir işyeri deneyimi yazısından sonra dahil oldum. Bilişim çalışanlarının da içinde bulunduğu işçi sınıfının tecrübe ve deneyimlerini, sınıfın henüz bu tür tecrübe ve deneyimlerle karşılaşmamış olan kesimlerine aktarımının,  sınıfı tecrit edilmiş halinden kurtaracağını düşünüyorum. Ayrıca Biçda gibi hiyerarşisi olmayan bir yapı içerisinde bilişim çalışanlarının daha kolay organize olabileceğini, güncel sorunlara  daha hızlı tepki verebileceğini düşünüyorum. 

Biçda: İş yerinde seni rahatsız eden durumlar nelerdir?

Ş.İ.: İşyerinde, çalışanlar üzerindeki baskı inanılmaz. Çalışanlar dakika dakika, hatta saniye saniye izleniyor. İlk olarak personel takip sisteminden bahsetmek istiyorum. Şirketin ofis kısmının kapısına parmak izi tanıma cihazları yerleştirilmiş. Biz buna “parmak” diyoruz. “Parmak” sizin işyerindeyken nerede bulunduğunuzu sürekli takip ediyor. Tuvalete, mutfağa ve sigaraya gidişinizin, buralarda ne kadar süre kaldığınızın  kayıtları tutuluyor. 

Biçda: Mesai saatleriniz nedir? 

Ş.İ.: Gün içerisinde 8 saat ofiste durmanız gerekiyor, eksik sürelerin mesai ile tamamlanması gerekiyor. Parmağa göre tuvalete, mutfağa ve sigaraya gittiğin saatleri akşam mesaiye kalarak telafi etmen gerekiyor. O gün için 8 saati tamamlayamazsan maaşından düşülüyor. Zaten bunların hesabını bile yapamıyorum, iş yoğunluğu yüzünden; belirlenen “deadline”a projeyi yetiştirme baskısı nedeniyle sürekli fazla mesai yapıyorum. 

Biçda: Deadline’lar (proje bitim zamanları) nasıl belirleniyor?

Ş.İ.: İş yerinde iş takip sistemi programları kullanıyoruz. Takip, uygulama geliştirirken de devam ediyor. Kullanılan iş takip sisteminin adı JIRA. Yapacağımız işler madde madde “tasklar” şeklinde ve bu taskların süreleri  proje yöneticisi tarafından bize danışılarak belirleniyor. Proje yöneticisi “Uygulama geliştirici! Sana şu işi gönderiyorum bir analiz et” diyor,  biz analiz ediyoruz. Mesela; “1,5 saatte bu task biter” diyoruz.  Herkes analiz sonucunda işlere göre sürelerini bildiriyor, yönetici buradan projenin ne zaman biteceğini hesaplayıp bizlere bildiriyor. Aynı zamanda müşteriye de bildirildiği söyleniyor, onlara kaç saat olarak bildirildiğinden bizim haberimiz yok tabii. Böylece projenin deadline’ı çıkıyor.


Biçda: Analiz süreleriniz doğru çıkıyor mu?

Ş.İ.: Adım adım analiz istiyorlar, ben bu şekilde analiz edilerek tam zamanı kestirilen bir iş görmedim. Genellikle zaman ya uzar ya da erken biter. Ubuntuda bir eklenti var “time tracker” adında. Bu eklenti zaman sayıyor. Uygulama geliştiricisinin tasklara başlamadan önce bu eklentiyi açıp, taskın ismini girerek kronometreyi çalıştırması gerekiyor. Eklentide girdiğim taskın kronometrisi başladıktan sonra ben bu işi yapmaya başlıyorum. Diyelim ki 1,5 saat verdiğim iş daha erken mesela 40 dakikada bitti, bunun sebebi soruluyor. “Kalan saatlerde ne yaptın?” diye soruluyor. 

Biçda: 1,5 saatte bitmediği zaman ne oluyor?

Ş.İ.: O zaman gelsin mesailer, akşamdan sabahlara kadar durun, hafta sonunu işte geçirin, yeterki belirlenen deadlineda iş bitirilsin. Geliştirici ve proje yöneticisinin arasındaki diyalog da işin yapılmasını etkiliyor. Anlayışlı bir proje yöneticin varsa; “bu işte takılıyorum bunu arkaya alalım, önce şunları yapayım” diye teklif götürebiliyorsun. Aslında proje yöneticileri de bizim gibi işçiler, şirkette herhangi bir payları, herhangi bir çıkarları yok.

Biçda: İşe başladığında şirketin çalışma şartlarını biliyor muydun?

Ş.İ.: Ben bu işe başvurduğumda nasıl bir işyeri olduğuna dair yeterli bir açıklama alamadan işe başladım. İşe başladığım ilk hafta “hiç birşey yapılmayacak eğitim verilecek” denildi. Eğitim de teknik bir eğitim değil, “iş süreçleri eğitimi” adı altında bir eğitim. Aslında "bundan sonra ne ile karşılaşacağınızı bilin" eğitimi de diyebiliriz. 

Çalıştığım işyerinde iş süreci üç aşamalı bir yapıda. Başka bir şirkete iş yapıyorsunuz. Bu şirketin uygulamasında müşteri gece 3'te bir hata (bug) buldu, bunu size bildirdiği zamanın bir önemi yok. Müşteri, ilk olarak müşteri ilişkileri yöneticisini arıyor. Müşteri ilişkileri yöneticisi 1 saat içinde bu sorunu çözemezse ürün geliştirme yöneticisini arıyor, aynı şekilde o da 1 saat içinde sorunu çözemezse uygulama geliştiricisini arıyor. Uygulama geliştirici artık o sorunu saat kaç olursa olsun, ona bildirildiği saatten itibaren çözmek durumunda. Evde çözemiyorsa saat kaç olursa olsun işe gelmek zorunda. 

Biçda: Çalışanların bu çalışma şartlarına bakışları nasıl? Tepkiler oluyor mu?

Ş.İ.: Ben, kendime tamamen yabancılaştım. Time tracker’a baktığım her an "ben napıyorum? nasıl bir yerdeyim?" diye soruyorum kendime. İnsanların moralleri bozuk, sağlıkları da tehlikede, gözaltları çökmüş, uykusuz bir şekilde çalışıyorlar.

Çalışanlar iş yoğunluğundan kafalarını kaldıramadıkları için bu so-runları tartışacak zamanları yok. Yeni mezun ya da fazla tecrübeli olmayan çalışanların bu uygulamayı tartışacak eğilimleri de olmuyor. Şirkette çalışan sirkülasyonu çok fazla, gelen giden çok kişi oluyor. Yeni mezun bilişimcileri almak isteği içindeler. Her çarşamba günü iş görüşmeleri yapılıyor. İş görüşmesinde iş süreçleri anlatılmıyor. İşe başlayan kişi nasıl bir ortamla karşılaşacağını bilmiyor. 

Biçda: Neden yeni mezun tercih ediyorlar?

Ş.İ.: Bence"yeni mezun" demek kolaylıkla yönlendirilebilecek çalışan demek, kariyer yalanları ile kandırılabilecek demek. Çalışanlar tecrübesiz olduklarında, patronun reflekslerine karşı savunmasız oluyorlar. Paylaşılan, tartışılan iş deneyimlerinin; çalışanları, tecrit edildikleri köşelerinden çıkaracağını ve çalışanların yalnız olmadıklarını hissederek sorunlarına karşı diğer işçilerle dayanaşacaklarını düşünüyorum. 

Biçda: Deneyimlerinizi paylaşarak bilişim çalışanlarına verdiğiniz destek için teşekkür ediyoruz.