“... Bugün artık araba diye bir şey yok, uçak diye bir şey yok, işitme cihazları yok; dört tekerlekli olan bilgisayarlar, kanatlı bilgisayarlar, ve duymanıza yardımcı olan bilgisayarlar varr. Burada söz konusu olan bunların tek amaca hizmet eden bilgisayarlar olup olmamaları değil; mesele, asıl yapım amaçlarına hizmet edip etmemeleri ve ne derece hizmet ettiklerini kontrol edebilmemiz. Bugün şirketler çoğu kez bu özelliği kilitleyip sır olarak saklama hakları olduğunu iddia ediyorlar, dolayısıyla ya karmaşık bilgisayarlar üretiyorlar veya anlaşılmasını yasal olarak güçleştiriyorlar. Aslında toplum için tehlikeli bir şey bu, çünkü üreticiler her zaman herkesin yararına hareket etmeyebilir. Ayrıca biliyoruz ki insan hata yapan bir varlık, kasten olmasa da. Dolayısıyla bu aletleri kilitlemek birçok açıdan tehlikeli, zira hepimiz kusurlu varlıklarız. Apaçık bir gerçek bu. Hayatımızın başta olduğu sistemlerin püf noktalarına erişebilme ihtiyacı, bağımsız yazılımı bu derece önemli kılıyor. Ve aynı nedenden ötürü, bağımsız donanım da önem kazanıyor; kendi irademizle sürdürülebilir yatırımlar yapma, kullanmakta olduğumuz sistemleri geliştirme, ve bu sistemlerin beklendiği gibi çalşıpp çalışmadığını kontrol etme becerimizi artırıyor.

Sağladığı özgürlük bir yana, bu sistemleri anlamak kendi başına çok önemli, çünkü anlamadığımız zaman, işleri otoriteye, bu teknolojiden anlayan veya buna hâkim olan kişilere havale etmek gibi genel bir eğilim doğuyor, her ne kadar bu otoriteler sistemin özünü anlamasalar da. Siber savaşların bu kadar abartılması da bu yüzden — savaş konusunda otorite olan birtakım kişiler, sanki anladıkları bir şeymiş gibi teknolojiden bahsetmeye başlıyorlar. Durmadan siber savaştan bahsediyorlar ama içlerinden hiçbiri, bir teki bile siber ortamda barış tesis etmekten, veya barışın tesisiyle ilgili herhangi bir şeyden söz etmiyor. Durmadan savaş konuşuyorlar, çünkü işleri bu. Bu yolla teknolojik ve hukuksal süreçleri kendi çıkarları doğrultusunda kontrol etmeye çalışıyorlar. Böylece kullandığımız teknoloji üzerinde hiçbir denetimimiz kalmadığında, bu tür kişiler onu kendi amaçlarına, özellikle de savaşa alet etmek istiyorlar. Bu da oldukça ürkütücü bir şeylere davetiye çıkarıyor...”

Jacob APPELBAUM