Yeni iletişim teknolojileri üzerinden örgütlenme ve Türkiye’de BİÇDA örneği

Yeni iletişim teknolojilerinin (YİT) kullanılması üzerinden örgütlenme dünyada değilse de Türkiye’de işçi sınıfı olarak gündemimize henüz giriyor. Dünya çapında YİT üzerinden gerçekleşen ve oldukça etkin olan örgütlenmelerin varlığına karşın Türkiy’de işçiler olarak hayli geriden geliyoruz. Türkiye’de hiçbir işçi örgütlenmesini dışarıda tutmadan önümüzdeki en önemli görevlerden birisi dünya düzeyindeki gelişkin deneyimleri özümleyerek bunları kendi özgünlüklerimiz içinde eritip daha gelişkin örgütlenme düzeylerine erişmektir. Türkiye’de işçi örgütlenmelerinin gerek yaygınlığı, kapsayıcılığı ve birbirlerinden yalıtık oluşları ve gerekse de yapı işleyişleri, iç demokrasi ve işleyiş tarzı, merkeziyetçilik anlayışı vb. anlamında aşılması gereken bir dizi önemli sorunumuz bulunuyor.

BİÇDA olarak sunumumuzda, işçi örgütlenmeleri açısından alternatif bir model önerisi sunmaya çalışacağız. BİÇDA henüz yeni ve küçük bir örgütlenme. Sunacağımız model BİÇDA olarak bizim açımızdan tüm yönleriyle noktalanmış ve beliren yeni sorunları aşabilmiş, yani bu açıdan tamamlanmış bir sürecin sonucu olarak çerçevelendirilmiş değil. Model önerimiz hareket halindedir, kendi iç çelişkileriyle ilerlemektedir. Fakat örgütlülüğümüz açısından geldiğimiz noktanın YİT’in kullanılarak örgütlenme açısından üzerinden atlanmaması gereken deniymler biriktirdiğini düşünüyoruz. Amacımız YİT üzerinden yaşadığımız örgütlenme deneyimini sizlerle paylaşmak ve karşılıklı etkileşim içinde bulunmak, birbirimizden öğrenmenin kültünü oluşturmada mütevzı bir katkı gerçekleştirmektir.

///

GİRİŞ

Kapitalist üretimin yeni örgütlenişi temelinde, bilgisayar teknolojilerinin gelişmesi ile iletişim ve bilgi edinim süreçleri baş döndürücü bir hızla değişti. Bilimlerdeki ve teknolojideki gelişmelere paralel olarak enformasyon, bilgiye erişim ve iletişim alanında yaşanan değişim, aynı yoğunlukta önceki zaman ve mekan algılayışlarının da köklü bir dönüşüme uğramasına neden oldu. Günümüz dünyasında artık katı bir biçimde zaman ve mekan’ı birbirlerinden ayırmak imkansız hale geldi. Bugün zaman ve mekanı birbirlerinden yalıtarak değil iç içe geçirerek düşünmek zorundayız. Bilgiye erişim, bilginin üretimesi, yayılması ve yeniden üretimi olağanüstü bir hıza erişmiş durumdayken, artık bilginin üretim mekanlarından ve bilginin üretim zamanlarından söz etmek imkansız hale geldi. Yeni olan herhangi bir şey daha ortaya çıkar çıkmaz eskiyor, katı olan her şey anında buharlaşıyor.

Yeni iletişim ve bilgisayar teknolojileri söz konusu olunca, -önceki biçimsel sınırlarını koruyor görünmekle birlikte- artık bir yanda bilgiyi üretenler ile diğer yanda bilgi tüketenlerden söz edemiyoruz. YİT ve daha da genel bir ifadeyle bilgisayar teknolojileri aracılığıyla bilgiyi üretenlerin ve yayanların aynı zamanda tüketenleri de kapsamaya başlaması; başlı başına toplumsal örgütlenme eksenleri açısından üzerinden atlanamaması gereken bir zemin farklılaşmasına işaret ediyor. Bugün özellikle YİT üzerinden sağlanan örgütlenmelerde bir yanda yaptırtanlar ile diğer yanda yapanlar ayrımı giderek daha fazla ortadan kalkmaktadır.

YİT, enformasyon edinim süreci, bilginin üretiminde, sunumunda ve yayımında yaşanan farklılaşma, hız, zaman ve mekan parametrelerindeki dönüşüm, işçi sınıfı olarak örgütlenme biçimlerimizde de köklü bir farklılaşma sağlamamız gerektiğine işaret ediyor. Artık eskisi gibi örgütlenebilmenin, hele ki yeni iletişim ve bilgisayar teknolojilerini göz artı ederek örgütlenmenin zemini büyük oranda ortadan kalkmış durumdadır.

///

Örgütlenme biçimlerindeki değişim zorunluluğunun nesnel temeli ve YİT’in sağladığı olanaklar
Bugün karşı karşıya olduğumuz kapitalizm fabrika temelini korumakla birlikte üretimi [artı değer] fabrika dışına çıkartmıştır. Emeğin üretim süreci içindeki kullanılma biçimleri değişim geçirmiştir. Artık artı değer üretimi [sömürü] sadece fabrikalarda değil, toplumsal yapının her sürecine yayılmış durumdadır. Artık yüksek düzeyde artı değer üreten bacasız fabrikalar da vardır. Üretim, düz, aşamalı, katı hiyerarşiye dayanan bir biçimden çıktı. Farklı emek türleri daha fazla iç içe geçti, esnekleşti. Üretim süreci önceki katı-dikey hiyerarşik yapısını kaybederken bu aynı zamanda kapitalizmin mekana bağımlılığını da aşmaya başladığı anlamındadır. Artık doğrusal bir üretim zinciri hattı yoktur, üretim süreci parçalara ayrılmış durumdadır. Üretim sürecinin yataylaştığı, daha çok ağ tarzında gerçekleştiği bir durum vardır bugün. Bu aynı zamanda üretimde zaman faktörünün de farklılaşması anlamında olağanüstü hızlanması anlamındadır.

Bugün yeni sektörlerin oluştuğu, sektörlerin daha fazla iç içe geçerek birbirlerini belirlediği daha karmaşık bir yapıya sahiptir kapitalizm. Yeni üretim teknolojilerinin sağladığı avantaj ile emek gücünün hem fabrika içinde hem de fabrika dışında kullanılması düzeyi yaygınlaşmış, yoğunluk kazanmıştır. Fordist üretim biçiminden farklı olarak, üretimin parçalanan yapısı işçi sınıfının önceki yapısını da farklılaştırmıştır. Artık sadece fabrika temeline dayanan ve o da kol emeğinde simgelenen işçiler yerine, artı değer üretim sürecinin farklı aşamalarında yer alan, sadece kol emeğiyle değil, kafa emeğiyle de varolan, ya da ikisinin bileşimine dayanan, yarı zamanlı ve düzensiz çalışmanın da yaygınlaşmasıyla kendi içinde karmaşık bir görünüm kazanan yeni bir işçi sınıfı durumu çıkmıştır ortaya. Çekirdek işgücü önemini korumakla birlikte, üretim süreçlerinin parçalanarak yataylaşması sonucu oldukça büyük sayıları bulan çevre işgücü, [taşeron, geçici işçiler, güvencesiz işçiler] üretimin belirleyici kademelerinde yer almaktadır. Bugünkü kapitalizm, işgücünü kendi içinde daha fazla parçalamış, birbirinden yalıtmıştır. Fordist üretimde büyük sayılarda bir arada bulunan işçilerde sınıf bilinci, sınıf dayanışması ve mücadelesi kendiliğinden bir itkiye sahipti. Bugün, üretimin parçalanan yapısı, söz konusu kendiliğinden itkiyi ortadan kaldırmıştır. Fakat bu, emeğin toplumsal karakterini zayıflatmanın da ötesinde daha da güçlendirmiştir.

İşçi sınıfı olarak toplumsal niteliğimiz genişlemiş durumdadır. Proletarya toplumsallaşmış, toplum proleterleşmiştir. Proletaryanın toplumsallaştığı yerde kapitalist çelişkiler de artmış, yaygınlık kazanmıştır. Ne var ki, üretimin parçalanmış oluşu proletaryanın yapısını ve önceki bilincini de parçalamıştır. Üretimin önceki yapısı, yerini üretimin yeni yapısına terk etmiş; eski düz, doğrusal ve tek biçimli hiyerarşik yapı yerini, dikey ve yatay üretim süreçlerinin iç içe geçerek geçişlilik kazandığı, karmaşıklaşarak esnekleştiği ağ tarzı bir yapıya terk etmiştir. İşçi sınıfı üretimin yeni örgütlenişi karşısında önceki yapısını kaybetmiş, parçalara ayrılmış, proletaryanın kendi içinde katmanlılığı olağanüstü artmıştır. Fetişizm ve değer, toplumsal üretim ilişkilerini düzenleyen yasa haline gelerek hakimiyetini ilan etmiş, her şey ve herkes artan oranda metalaştırılmıştır.

Üretici güçler ve üretim ilişikileri düzeyinde yaşanan farklılaşma işçi sınıfı olarak önceki örgütlenme tarzlarımızı da değiştirmenin nesnel temelini oluşturuyor. İşçi sınıfı olarak kendimizi önceki üretim biçimi içinden değil, üretimin yeni örgütlenişi içinden kavramaya çalışmalıyız. Buradan bakmaya başladığımızda öncelikle işçi sınıfı olarak genişleyen toplumsallığımızı, yani gücümüzü görürüz. Bu toplumsallık sadece genişleyen niceliğimizi değil, kapitalizm karşısında genişleyerek yoğunluk kazanan uzlaşmazlığımızı ve kapitalizmi yıkma gücümüzü de ifade ediyor. Tarihsel, sınıfsal bir bakışla işçi sınıfı olarak sahip olduğumuz tüm örgütlenme biçimlerini yeniden değerlendirmeliyiz. Yeni örgütlenme anlayışı, tarihe eleştirel ve sonuç çıkartıcı bakmayı gereksiniyor. Eğer bugün kapitalizm üretimin ve genel olarak örgütlenmenin biçiminde bir farklılaşmayı üretici güçleri ve üretim ilişkilerini dönüştürerek sağladıysa, bizim de yeni temelde örgütlenmemizi düşünmemiz gereken öncelikli kalkış noktası burasıdır.


Yeni örgütlenme eksenleri ve BİÇDA örneği

Eğer yeni bir örgütlenme biçiminden bahsediyorsak, eski örgütlenme anlayışının devrimci bir temelde yadsınmasından söz ediyoruzdur. İşçi sınıfı ve sınıf örgütlenmeleri, sınıflar arasındaki ve sınıf içi önceki tüm ilişkiler çözülmüştür. Bunların her birisinin yeni temelde yeniden oluştuğu bir sürecin içinden geçiyoruz. Bu noktada hiçbir düzeyde eski nesnelliğe ait ögrütlenme politikalarıyla yürünemez, yürüyemeyiz.

Örgütlenmenin dar ve tek başına biçimsel algılanışı sorunun önemli kaynaklarından birini oluşturuyor bugün. Gerçekten de örgütlenme deyince ne anlıyoruz?

En genel ifadeyle örgütlenme-örgütlülük; belli bir insan kitlesinin, belli bir zaman aralığında, belli bir amaç için, belli bir örgütsel biçim altında toplanmasıdır. Örgütlenme, somutluk, yani biçimi gereksinir ve bu olmazsa olmazdır. Örgütlenme belli bir insan kitlesinin belli bir toplumsal-insanal ihtiyacı üzerine oturuyorsa, burada ne için, neden örgütlendiğiniz kadar nasıl örgütlendiğiniz de önem kazanır. Nasıl örgütlendiğiniz, ne için- neden örgütlendiğinizi de ele verir gerçekte.

Kapitalistler örgütlenme anlayışlarında köklü değişikliler yaptı. Kapitalist sistem bugün örgütlenirken, eski tek biçimli ve doğrusal anlayışını aştı. Daha doğrusu örgütlenmeyi tek bir biçim içine sıkıştırmamayı öğrendi kapitalistler. Gerek üretimin örgütleniş biçimi, ve gerekse de buradan çıkşını alarak toplumsal-sosyal örgütlenme tarzı, hem çok biçimli olmasıyla, ve hem de bu çok biçimliliğin aynı zamanda birbirlerine bağlı olmasıyla ağ tarzı örgütlenmeye geçiş yapıldı. Örgütlenmenin tek biçimli olmaktan çıkmasının diğer bir anlamı da, farklı bilinç biçimlerindeki insanların farklı örgütlenme halkaları içinde sisteme dahil edilmesidir. En marjinal düşüncelere bile sahip görünseniz, kapitalist sistem öyle bir düzlem geliştirmiştir ki, yarattığı toplumsal yapı ile herkes bir biçimde sistemin içindedir. Sistem karşıtı olduğunu iddia eden çoğu kişi, kurum, çevre de dahildir buna!

Örgütülük bir yerde de zaten bu demektir: belli bir insan kitlesinin, belli bir amaç doğrultusunda, belli bir biçim altında bir arada bulunması. Fakat bu biçimin tek biçimli olacağı anlamına gelmiyor. Ağ tarzında örgütlenme örgütlülüğün hem tek biçimli olmasının yadsınmasıdır, hem de bir bütün olarak bir biçim sorunu olan örgütlenmenin, biçim olmaktan, biçime indirgenmesinden çıkarılmasıdır. Gerçekten de, neo-liberal yeni düzlemde kapitalistlerin örgütlenme düzeyi biçimsel olmayan bir biçim üzerinden yükseliyor.

Fakat farklı bir yerden de düşününce gerçekten insanların çok yönlü ve çok boyutlu varlığı ve insanal-toplumsal ihtiyaçlar, tek bir biçim içine hapsedilebilir mi? Kapitalizm, insanlardaki çok yönlü ihtiyaç ve varoluş isteğini sömürü sisteminin devam ettirilmesi için kullanıyor ve temelde başlı başına sahip olduğu örgütlenme anlayışıyla insan bilincini ve varoluşunu parçalıyor. Kapitalizm istediği kadar gelişkin olsun, işbölümü ve uzmanlaşmanın olduğu koşullarda insanlar hiçbir düzeyde bütünsel gelişme düzeyine ulaşamayacaklardır ve bu, eşitsiz gelişmeyi daha fazla tetikleyerek kendi ekonomik, toplumsal, sınıfsal, siyasal sonuçlarını yaratacaktır, yaratmaktadır. Fakat kapitalistlerin yapabildiği ve biz işçilerin de ondan öğrenmemiz gereken şey, örgütlenmeyi tek başına bir biçim sorunu olmaktan çıkartmış olmasıdır.

Ağ tarzı örgütlenme, farklı ihtiyaç düzeylerinin hem kendi biçimlerini yaratması ve öyle varolması, hem de bu biçimlerin daha büyük bir sistemin alt işleyenleri olarak, bütünsel işleyişin içinde, ona dahil olmasından kaynaklanıyor. Gerçekten de öyle bir yapı düşünün ki, sayısız düzeyde örgütlenme biçimi bir arada ve bir amaç için bulunmaktadır. Olağanüstü çeşitli ve herbirinin farklı insanal-toplumsal ihtiyaçları karşıladığı ve tam da bu yapısından dolayı örgütlenmede sayısız kademelerin olduğu, ama bunların iç içe olduğu, olağanüstü karmaşık bir sistem…


Metro krokisi

Belki ne demeye çalıştığımızı en iyi şu şekilde anlatabiliriz: dünyanın en karmaşık metrolarından birisi olan Paris metrosunun krokisine göz gezdirdiniz mi hiç? Sayısız güzergahın bulanmasının dışında, güzergahların hepsi birbirinin içine geçmiş haldedir. Tek bir ana güzergahtan bahsedilemeyeceği gibi, her bir güzergah kendi başına ana güzergah özelliğindedir. Bir merkez değil, birden fazla merkezin olduğuna dikkat ettiniz değli mi? Bunun en önemli nedeni, tüm güzergahların birbirlerinin içine geçmiş olması ve her bir güzergahtan başka bir güzergaha kolayca geçilebilir olmasıdır. Bu kurulmuş olan sistemi olağanüstü esnek kılmaktadır. Ve daha gelişkin bir düzeyde işleyebilmesinin sırrı da, bu esneklikten, diğer bir deyişle işlevselliğinin olağanüstü gelişkin olmasından kaynaklanmaktadır. Yapı, başdöndürücü bir hızla işlemektedir, zamanın ve mekanın oluşturduğu kısıt, bunların iç içe geçirilmesiyle ortadan kaldırılmıştır.

Bir de İstanbul metrosuna bakalım. Bugün Türkiye’de sahip olduğumuz işçi örgütlenmelerinin genel düzeyini, biçimini ele vermiyor mu sizce? Aradaki on farkı saymak zor olmayacaktır.


İşte, işçi ögrütlenmeleri olarak ulaşmamız gereken düzey Paris metrosunun krokisidir.
Ağ tarzında örgütlenmenin sağlanabilmesinde yeni iletişim teknolojilerinin kullanılması oldukça önemli olanaklar sunuyor. BİÇDA bilişim işçilerinin internet üzerinden örgütlendiği bir mücadele ağı olarak bu tarz bir örgütlenmeye adım attı. Bizler bilişim işçileri olarak internet üzerinden örgütlenmeyi esas aldık. Birbirlerinin yüzlerini dahi henüz görememiş, ve bir yerde bunu zorunluluk olarak da görmeyen işçiler olarak aynı amaç doğrultusunda mücadele ediyoruz. Aslolan amaç birliğimiz ve mücadele gücümüzün düzeyi doğrultusunda gaspedilen haklarımızı vahşi kapitalistlerden geri kazanmaktır. Biz bilişim işçileri olarak, aynı sorunları yaşayan, aynı çığlığa sahip binlercemizi bir araya getirme ve kapitalizme karşı mücadeleyi esas alıyoruz. Fakat sadece bu değil. Kendi iç iletişimimizin aynı zamanda sosyalliğimizi de oluşturduğunun farkındayız. Ağır çalışma koşullarımızdan dolayı bir araya gelemiyoruz ve bu örgütlenmemizin önünde engel oluşturuyor. Aslında oluşturuyordu demek daha doğru olur. Bizi hapsetmeye çalıştıkları cendereden tam da her gün kullandığımız bilgisayar teknolojilerini kendi örgütlenmemiz için bir kaldıraç olarak kullandık. Eğer tek başına yüz yüze görüşmeyi esas alan bir örgütlenme anlayışıyla hareket etmiş olsaydık bugün BİÇDA diye bir şey olmazdı, olamazdı.

Bir e-mail grubumuz, internet sitemiz, çeşitli sosyal paylaşım sitelerinde sayfalarımız bulunuyor. Bu araçların her birisini sadece propaganda yapmak amacıyla değil, asıl aynı sorunları yaşayan tüm arkadaşlarımızın katılım ve katkılarını en üst düzeye çıkartma hedefiyle eşit bir ortamsal birlikteliğin yaratıması için kullanıyoruz. Bu noktada önemli olan YİT’in olması değil, nasıl, hangi anlayışla kullanıldıklarıdır. Eğer katılım, katkı ve işçi demokrasisini işleten değil de kastlaşmış bürokratik bir yapıya sahipseniz, işçi demokrasisinin ağızlardan hiç düşürülmemesine karşın kararları birkaç kişiyle alıyorsanız, örgütlenmenizde kafa ve kol emeği birbirlerinden ayrışmış haldeyse, birileri söylüyor ve birileri yapıyorsa, yani bir yanda yaptırtanlar ve bir yanda da yapanlar varsa, istediğiniz kadar YİT’i kullanmaya çalışıın gelişkin temelde bir sınıf örgütlülüğü yaratamazsınız.

Örneğin web sayfamızda NETAŞ‘tan işten çıkarmalar başladıktan sonra direk NETAŞ çalışanlarına hitabeden yazdığımız yazımız , facebook ve mailler ile yaymacası yapıldıktan sonra NETAŞ içinde çalışanlar arasında büyük ilgi gördü, NETAŞ işçilerinin büyük bir kısmı çağrımızı okudu ve grubumuza NETAŞ’tan arkadaşlarımız dahil oldular. Yine aynı yöntemle duyurusunu geniş bir biçimde yaptığmız Huawei ile ilgili yazımız da oldukça ilgi gördü. Bunlar belki küçük örnekler ancak, henüz ulaşamadığımız işçi arkadaşlarımıza seslenirken üssten bir dil, emredici ve buyruk verici bir yaklaşıma sahip olmadan konuştuğunuzda yürüttüğümüz çalışma hızlıca karşılık bulmaktadır.

Sitemizde ve sayfalarımızda üyelerimizi yazdığı deneyim yazıları sayesinde yeni üyeler kazandık. Bu açıdan internet üzerinden kullandığımız tüm araçlar üyelerimizin ve daha geniş anlamda bilişim işçilerinin kendilerini ifade edebilecekleri birer platform özelliğindedir. Bu araçların bir sahibinden söz edilecekse bu, emek vererek bilişim işçilerinin örgütlenmesi faaliyetinde bulunan her bir kişidir.

Yine yürüttüğümüz faaliyette iç iletişimimizi nasıl sağladığımız, kararları nasıl aldığımıza dair bir örnek verecek olursak. BİÇDA olarak logomuzu internet üzerinden oylama ile belirledik. Hem iç sosyalliğimizin artması hem de bunun faaliyetimiz üzerinden gelişebilmesi için bir logo yarışması düzenledik. Yapılan grafik çalışmaları e-mail grubumuzda ve sitelerimizde değerlendirildi ve oylama usulüyle logomuzu belirlemiş olduk.

Casper işçileri ile BİÇDA olarak yaptığımız röportaj videosu Casper işçilerinin büyük çoğunlu tarafından, hatta bayiler ve idari personel tarafından da izlendi. Bu videoyu birçok internet sitesinde gönderdik ve yayınlandı ve oldukça ilgi gördü.

Bizler kararlarımızı e-mail grubumuz üzerinden en geniş katılımı gözeterek alıyoruz. Tüm üyelerimizin tartışmalara eşit bir biçimde katıldığı ve ikna temeline dayanan bir anlayışla hareket ediyoruz. İşçi demokrasisini işletiyoruz, Amerika’yı yeniden keşfetmiş değiliz. En önemli kıstasımızdan birisi üyelerimizin her birisinin eşit söz ve karar hakkının olmasıdır. Her bir üyemizin kendini özgürce ifade etmesi diğer tüm üyelerimizin sorumuluğundadır. Gönüllülük esastır ve bu açıdan iç örgütlenmemizde bilinegeldiği anlamda bir hiyerarşi ve kademelendirme bulunmuyor. Geleneksel anlamdaki örgütlülüklerden farklı olarak kişilerin tek taraflı belirleyiciliği ve tüm örgütün belli kişilere bağımlı olduğu bir yapı yoktur ortada. Kolektif katılımla oluşmakta olan ağımızın amaçları doğrultusunda söz söyleyebilmenin ve karar verme süreçlerine dahil olabilmenin tek kıstasına sahibiz: emek vermek, diğer bir deyişle çalışmaya hem kafaca hem de fiziksel olarak dahil olmaktır. Hiçbir emek türünü birbirinin karşısına koymamayı öğrenmeye çalışıyoruz ki, bu internet üzerinden geniş katılım temelinde örgütlenmede ve aslında her türlü örgütlenme biçiminde en önemli ve hassas konulardan birisidir. Emek türlerini birbiriyle çarpıştırarak rekabete zorlayan anlayışlarla kesin olarak uzlaşmıyoruz. Hiç kimse diğer bir kimsenin altı, üstü, sağı, solu, ortası falan değildir. Aslolan bilişim işçilerinin örgütlenmesi doğrultusunda gönüllü birliktelik ve kolektifleşen faaliyetin parçası olmaktır.

Eylemlere, çeşitli etkinliklere katılmayı yine e-mail grubumuzda tartışarak karar veriyoruz. Herhangi bir üyemizden bu doğrultuda öneri geldiğinde bunu değerlendiyor ve katılıp katılmayacağmıza, nasıl katılacağımıza hep birlkite karar veriyoruz. Örneğin bu konferansa katılımımız, öncesinde katılım için yazdığımız metin ve şimdi gerçekleştirmekte olduğumuz bu sunum ve sunumun içeriğini e-mail grubumuzda tartışarak kararlaştırdık.

Henüz çok başına olduğumuz örgütlenme sürecimizde az önce sözünü ettiğimiz anlamda metro ağı gibi bir gelişkinliğe ulaşabilmiş değiliz. Bu, ulaşmayı istediğimiz hedefe yürürken, yürüme mantığımızın değişmesiyle ilgili. Tek biçimli ve doğrusal değil, çoklu örgütlenme biçimlerinin esas alınmasının gerekli olduğunu düşünüyoruz. Çünkü hiçbir biçimde mücadelenin tek bir biçimi ve aracı yoktur ve mücadelenin hiçbir zaman düz bir çizgi üzerinde ilerlediği görülmemiştir. Örgütlenmeler içinde insanlar çeşitli ihtiyaçlarını karşılamak için de varolurlar. Bu noktada YİT üzerinden ve ağ tazında örgütlenme, farklı insanların, farklı uzmanlık türlerinin hem bir arada bulunabilmesi, hem de farklı yeteneklerdeki insanların yeteneklerini mücadele doğrultusunda kullanabilmelerinin olanağı, örgütlenme biçimlerindeki çoklu yaklaşımdan çıkışını alıyor. YİT’i daha gelişkin düzeyde kullanmamız gerektiği ortada. Öyle ki, bugün internet ağları birbiri içine geçmiş ve olağanüstü düzeyde karmaşıklaşmış haldedir. Birkça tık ile dünyanın birçok köşesine bilgi ulaştırmak, bilgi almak, oradaki işçi mücadeleleriyle etkileşim içinde olmak, birlikte faaliyet yürütmek, ortak hedeflere bağlanmak ve birlikte mücadele etmek YİT’i etkin bir biçimde kullanabildiğimiz oranda mümkün.

Fiberoptik kablolar tıpkı metro krokisi örneğindeki gibi dünyanın her tarafına ağsal olarak yayılmış haldedir. YİT aynı zamanda mücadeleyi dar ulusal sınırlar içine hapsetmekten de çıkartma olanağını sağlıyor. Dünyanın bilinmeyen bir köşesinde biz bilişim işçileri ile aynı sorunları yaşayan bilişim işçileriyle telekonferans yöntemiyle örneğin haftada bir toplantı yapabilir, mücadeleyi birlikte yürütebiliriz. Bunun tek engeli kafalarımızdaki sınırlardır.


Bizler dar grup çıkarları ve daha da özelinde örgüt fetişizmi tuzağına düşmemek gerektiğinin altını özellikle çizmek istiyoruz. Bugün gerek internet üzerinden ve gereksede geleneksel yollarla örgütlenmeye çalışan tüm sınıf örgütlülüklerinin karşı karşıya olduğu en büyük tuzaklardan birisi de budur. Grubumuzda farklı siyasal görüşlerde üyelerimiz bulunuyor fakat bunu bir ayrışma ve gruplaşma konusu olarak değil, zenginlik olarak değerlendirmeyi öğrenmeye çalışıyoruz. Grubumuzda yer alan her bir üyemizin ortak refleksi haline getirmeye çalıştığımız şey: “Arabayı atın önüne koşmamak”tır. Geliştirilmesi gereken harekettir, hareket temelinde örgütlenmektir. Biz bir sınıf örgütüyüz ve mücadelemizin gerek içeriği ve gerekse de hangi tipte olursa olsun kullanacağımız araç ve yöntemler işçi demokrasisiyle belirlenir. Hiçbir kimse gruba bir şeyi dayatamaz, zorla kabul ettiremez. Zaten bu istense de yapılabilir durumda değildir, ziraa kararların tümü açık zeminde tüm üyelerin katılımıyla, ikna temelinde alınmaktadır.
Fakat tüm bunlar sorun yaşamadığmız anlamına gelmiyor. Öncelikle internet üzerinden örgütlenmede en zor olan konulardan birisi interneti ve daha da özelinde YİT’i kullanma düzeyimizin hala daha oldukça düşük düzeyde oluşudur. Üstelik bizler bilişimci olmamıza, zamanımızın çoğunu bilgisayar başında geçiriyor olmamıza rağmen ne yazık ki bu böyledir. Sosyal paylaşım sitelerini, e-mail grubunu en etkin bir biçimde kullanmak yetmiyor, yetmez. Önemli olan YİT üzerinden örgütlenirken bunu maddi bir güce dönüştürüp dönüştüremediğinizdir.

Arap işçi ve emekçilerinin son dönemde interneti hangi düzeyde ve nasıl kullandıkları belki de verilebilecek en çarpıcı örneklerden birisini oluşturuyor. Hem bütün dünyaya seslerini duyurdular, hem de aynı coğrafyalar içinde kitlesel eylemleri internet üzerinden gerçekleştirdiler. Haberleşmelerini net bağlantılarının engellenmeye çalışılmasına karşın internet ve csm ağları üzerinden gerçekleştirdiler.

Örneğin Türkiye’de son süreçte YGS eylemlerinin ağırlığı Facebook üzerinden örgütlendi. Belli bir konuda, belli bir tepki birikimine sahip binlerce kişi anında bir araya gelebiliyor ve bu bir araya geliş eylemlerle devam ediyor.
İnternette kullanmanız gereken dil ayırt edeci konulardan birisidir. Bu bir yönüyle yazı dili ile konuşma dili arasındaki farka benzetilebilir. Günlük yaşamda kullandığımız dilden farklı olarak internet üzerinden iletişim kuruyorsanız, bir şeyi hemen ve tüm yönleriyle anlatmaya kalkışmamalısınız. İfadeleriniz “öyle mi demek istedi, şöyle mi?” muğlaklığında olmamalı. Kısa, net ve anlaşılırlık çok önemlidir. Hedefler herkes için anlaşılabilir, açık ve net olmalıdır. Örneğin biz de kendi içimizde herhangi bir konuyu tartışırken bazen karar alamadığımız olmuyor mu? Karmaşa yaşadığımız, konuların tartışmalarla boğulduğu durumlar yaşamıyor muyuz? Yaşadığımız sorunu belki yüz yüze olduğumuzda bir çırpıda aşabilecekken, bir konuyu kimi zaman günlerce tartışabiliyoruz. Herhagi bir şeyi tartışarak belirlemeye çalışırken önemli olan söylemek istediğimiz şey kadar, karşımızdakinin söyleyeceğimizi nasıl anlayacağını da düşünerek yaklaşmaktır. İntenet üzerinden iletişimde tek başına yazılı iletişimin dışında kullanabileceğiniz sesli ve görüntülü bir sürü araç mevcuttur ve bu noktada YİT’de hiçbir araca bağımlılığınız yoktur.

///

SONUÇ

Geleneksel örgütlenme biçimlerini de kullansanız, yeni iletişim ve bilgisayar teknolojileri üzerinden de örgütlenseniz aslolanın işçi örgütlerindeki işçi demokrasisinin işletilmesi olduğunu düşünüyoruz. İşçi örgütlenmeleri belli bir hiyerarşiye dayalı örgütlenme biçimlerinden farklıdır ve farklı işlemek zorundadır. YİT üzerinden örgütlenmede bu iki kere böyledir. Bizler farklı örgütlenme biçimlerindeki hiyerarşiyi değil, işçi sınıfının kendi kitlevi örgütlenmeleri içindeki katı, kastlaşarak biçimselleşmiş, örgütün hedefleri için hiçbir emek vermeksizin, belli bir makam mülkü anlayışına dayanan hiyerarşiyi yadsıyoruz. Bu noktada işçi örgütlenmelerinde kararların en geniş temelde alınmaya çalışılması tek başına teknik bir sorun değildir. YİT açısından ele alacak olursak mesele hangi aracı (yazılımı) kullandığınız değil, hangi anlayış doğrultusunda kullandığınızdır. Bugün geleneksel işçi örgütlenmelerinin ağırlığında işçi demokrasisi işlememektedir, işletilmemektedir. Sorunun diğer bir kaynağı örgütlülüklerin mülk olarak görülmesidir. Bugün birçok kişinin eleştirdiği sendikal bürokrasi asıl olarak bir işçi örgütü olan kurumlar içinde hareketi geliştirme hedefiyle değil dar grupsal çıkarlar doğrultusunda varolmak ve işçi örgütlenmelerinin mülk olarak görülmesi değil midir?

BİÇDA olarak ortaya koymaya çalıştığmız alternatif model sadece internet üzerinden örgütlenme anlayışı açısından değil, hali hazırda geleneksel anlamda örgütlenmeye çalışan birçok örgütlenmeye de örnek teşkil etmektedir. Sendikaların ve çeşitli sınıf örgütlülüklerinin iç demokrasilerini geliştirmeleri, sınıfın diğer kesimlerine doğru kapsayıcı olmaları ellerindedir. Tüm üyelerin gelişmelerden anında haberdar olabildiği, gelişmelere müdahale edebildiği, söz söyleme ve kolektif düzeyde karar alma hakkının olduğu zeminlerin yaratılması işçiler olarak kendi iç iletişimimizi geliştirmemize bağlı. YİT bu noktada bizelere üzerinden atlayamayacağımız olanaklar sunuyor. Daha gelişkin sınıf örgütllülüklerin yaratılması için iletişim teknolojilerinin sunduğu olanakları sonuna kadar kullanmalıyız.
Gelin biz söyleyişimizin başında sözünü ettiğimiz metro krokisine tekrar bakalım. Her bir hattın bir işçi kolunu oluşturduğunu düşünerek, kapitalizmi bu hatların nasıl sarıp sarmaladığını ve hareketsiz bırakarak boğduğunu düşleyelim … Bu düş hiç de ulaşılmaz değil!

Bilişim ve İletişim Çalışanları Dayanışma Ağı – BİÇDA