Dünyanın neresinde olursa olsun bilişim işçilerinin sorunları aynı. Aslında sadece bilişim işçilerinin mi? İşçi sınıfının tüm farklı bileşenlerinin sorunları artık her yönüyle ortaklaşmış halde. Düşük ücret, ağır çalışma koşulları, güvencesizlik, esnek çalışma ve taşeronlaştırma, örgütlenmeye karşı işten atılma, krizleri bahane ederek yapılan toplu işten çıkarmalar, performans değerlendirmesi adı altında oynanan onur kırıcı oyunlar, iş güvenliğinin sağlanmamasıyla ölümler, meslek hastalıkları, ödenemeyen faturalar, yalnızlık, depresyon, her şeye ve herkese güvensizlik...

Geçtiğimiz günlerde Amerika'nın en büyük bilişim firmalarından olan AT&T, işçilerin taleplerini karşılamayı reddettiği için çalışanlar 5 yıl aradan sonra tekrar greve çıkma kararı aldılar. İşçilerin taleplerinin oldukça mütevazi ve insani olması hiçbir şeyi değiştirmedi ve kapitalistlerden aynı yanıtı aldılar: Vermeyeceğiz!

40 bin AT&T işçisinin istekleri şöyle: sosyal ihtiyaçların karşılanması, sağlık hakkı ve düşük ücretlerin yükseltilmesi. AT&T'de 2007'de gerçekleştirilen grevden farklı olarak, bu sefer firmanın bütün işçileri birlik olmuş durumda. Mühendislerden, çağrı merkezi çalışanlarına, teknik elemanlarına değin emeğini kiralayarak ayakta durmaya çalışan tüm işçiler… Üstelik bu sefer sendikasız işçiler de işin içinde. AT&T toplu sözleşme yapmayı reddediyor. Aldığımız bilgilere göre şu anda işçilerin sendikası olan CWA (Communication Workers of Ameri-ca) AT&T patronlarıyla görüşmeleri sürdürüyorlar. İşçiler eğer talepleri kabul edilmezse greve çıkma kararını çoktan almış durumdalar. Amerika sokaklarında AT&T işçileri eylem üzerine eylem yapıyorlar. Eylemlerde taşınan bir pankart gerçekten de manidar: “AT&T insanların bir değeri olduğunu bilmelidir”. Ve işin gerçeği kapitalistlere bunu bildirecek olan yegane şey biz işçilerin haklı ve ısrarlı mücadelesinden başka hiçbir şey değil.

Yine geçtiğimiz günlerde Japon elektronik devi Sony'nin büyük bir işçi kıyımına hazırlandığı ortaya çıktı. Bilişim işçilerinin dünya çapında yüzde 6'sına denk gelen 10 bin kişinin işten atılması yıl sonuna kadar tamamlanacağı söyleniyor. Sony işçileri işten atılmaların durdurulabilmesi için tüm dünya işçilerine çağrı üzerine çağrı gönderiyorlar.

Her iki örnek ve aslında daha onlarcası hepimizi doğrudan ilgilendiriyor. İlgilendiriyor çünkü kendi bulunduğumuz ülkedeki ve özelinde işyerindeki çalışma koşullarımızı, işin yoğunluğunu, ücretlerimizi, sosyal haklarımızı, bir işte ne kadar zaman çalışıp çalışamayacağımızı ve daha bir çok başka şeyi belirleyen durumlardan birisi de diğer ülke ve sektörlerdeki üretimin durumudur. Genel olarak üretimi ve üretimin durumunu biz işçilerin belirlediğini düşünürsek, bir ülkedeki ya da sektördeki işçilerin çalışma ya da çalışamama (işten atılma) koşulları diğer tüm işçileri doğrudan etkiler ve belirler. Dünyanın hangi ülkesinde, hangi sektöründe olursa olsun üretim ve işçiler birbirlerine bağlıdırlar.

Bilişim sektöründe yarın ne olacağını bugün sadece AT&T ve Sony'de yaşananlara bakarak anlayabiliriz. Üretimi yoğunlaştırmak ve çok işi az işçiye yaptırarak sömürüyü derinleştirmek, yani karlarını yükseltmek istiyorlar. Büyük bilişim firmalarının üretimi dünyanın farklı yerlerinde gerçekleştirdikleri düşünülürse (Çin, Kore, Malezya, Hindistan, Türkiye, Tayland, Tayvan vd.) sorunun ulusal sınırları aştığı kolaylıkla görülür ve bu, dünyanın farklı yerlerinde çalışan işçileri doğrudan birbirine bağlayan durumun çıkış noktasıdır. Biz de Türkiye'de çalışan bilişim işçileri dünya üretim ağına bağlıyız ve yaşananlar bizleri doğrudan etkiliyor.

O yüzdendir ki, eğer biz Türkiye'deki bilişim işçileri de aynı sorunları yaşıyorsak, AT&T ve Sony işçilerinin yaşadıkları sorunları kendi sorunumuz olarak görmemiz gerekir. Eğer sorunu kendi dışımızda görürsek, "bana dokunmayan yılan bin yaşasın", ve "gemisini kurtaran kaptan" bireyciliği, bencilliği ve rekabetçiliği doğrultusunda hareket edersek, yarın çalışma ve yaşam koşullarımız daha da kötüleştiğinde "her şey neden bu kadar kötüleşti" diye sormamız abes olmaz mı? Gerçekten de yarın olacakları bilsek bugün yapmakta olduklarımızı yapar mıyız? Türkiye'de de yarın nelerin nasıl olacağınının göstergesini AT&T ve Sony'de yaşananlar gösteriyor. Durumu tersine çevirmek elimizde. Bunun başlangıç noktası, öncelikle kendi işyerlerimizde aynı sorunu yaşadığımız arkadaşlarımızla bir araya gelerek birbirimizden haberdar olmamızdır. AT&T ve Sony işçileri birbirimizi daha fazla görmezden gelemeyeceğimizi anlatıyorlar aslında. Dayanışmaktan ve yaşadığımız sorunları çözmeye çalışmaktan, yani örgütlenmekten ve mücadele etmekten başka hiçbir şansımız bulunmuyor. Artık birbirimizi görmezden gelmeye son verelim mi, ne dersiniz?