Okul bitip de işe başlamam gerektiğinde başvuru yaptığım yerlerden bana dönenler olursa verecekleri maaşlara, bulabilirsem de orada çalışan işçilerin söylediklerine göre kararlar veriyordum. 

Büyük bir firmanın sınavlarından geçip orta halli bir maaşla işe başlamam teklif edildiğinde kurumsal olarak bilinen bir yerde işe başlamak beni heyecanlandırmıştı. 

Heyecanla çalışmaya başladığım işyerinde zaman içinde iş yoğunluğum artmıştı, bu yoğunlukla birlikte bir yandan personelin gittikçe azalıyor olması iş yükümüzü de iyice artırmıştı. Derken bir gün bir e-posta aldık. Çeşitli çalışma başlıklarında hedefler belirleyeceğimiz söyleniyordu. Müdürümüz bizi topladı, ona anlatıldığı kadarıyla hedef belirleme süreçlerini ve takibini anlattı. Sözün özü “Performans” illeti, kar derdi olmayan bir kurumda bile kendine çok çabuk yer edinebiliyordu. 

İlk sene bir hafta içinde performans değerlerini bize bildirilen şekilde web ortamında girdik. Üçer aylık periyotlarda aldığımız sonuçlardan sene sonunda hedefe ne kadar yaklaşacağımızı hesaplıyorduk. Oyun gibi gelen bu işlemler neticelendi ve konumları eşit olan herkese eşit performans ücreti yatırıldı. Maaşımızı aldığımız yetmediği gibi üstüne bir de bir buçuk maaş özel ödül almıştık. Performans süreci kimseyi üzmeden bitmişti. Bitmişti ama yeni senenin hedef değerleri belirlenir belirlenmez yeniden mailleşmeler ve toplantılar başladı ve yeni bir performans sürecine girdik. 

Benzer adımları takip ettik ve sene sonunda performans kapsamındaki herkesin puanı birbirine eşit çıktı ve hepsi de üstün başarılı kabul edildi. Puanlamayı belirlerken eşit konumdakilere verilen farklı iş yükleri hesaba katılmıyor, işin ne kadarını yaptığı değerlendiriliyordu. Önceki sene de böyle olmuştu ama nasıl olsa aynı prim yatacak diye oralı olmamıştım. Son seferinde performans ücretleri yattığında aynı puanda olan bazı kişilerin daha fazla ücret aldığını öğrendim. İnsan kaynaklarına gidip durumu sorduğumda bir yanlışlık olmadığı söylendi. Bu miktarları kim belirliyor diye sorduğumda müdürleriniz diye cevap verildi. Müdürümle dünya görüşüm pek uyuşmadığı için özel bi samimiyetim yoktu. Olmasını da pek dert edinmiyordum doğrusu ama yine üstün başarılı olarak nitelendirilen bir puan almışken ayrımcılık görmek -aradaki ücret farkı düşük olsa da- çok zoruma gitmişti. 

Sonra tekrar düşündüm. Aynı miktarda yatsaydı ne değişecekti diye. Bizi resmen soluksuz bırakan çalışma yükünü performans oyunu adı altında rahatça dayatıyorlardı. Biz de kredi borçlarımızın, eksideki banka hesaplarımızın biraz olsun düzelmesine yardımcı olan primlere ses etmiyorduk. Biz kazandırıyorduk zaten o paraları. Şirkette kimlerin düşük ücret aldığını ve bu ücreti kaç puanla aldıklarını araştırdım ve arada orantısız bir durum olduğunu gördüm. Düşük ücret alanlar: Görece demokrat olanlar, işini sorgulayanlar ya da badem bıyıklı olmayanlar… 

Performans komedisi bize; "ben seni bu kadar seviyorum ve sadece işini değil siyasi düşünceni de önemsiyorum" diyordu. Mobbingin bir çeşidini yaşamıştım ve belki de her sene bunu yaşamaya devam edeceğim. Performans süreçleri görüntüsünün arkasında bana istifa et ve git deniyor. Ben kovulana kadar kalıp bu cendereyi daha fazla teşhir edeceğim, ilk sene pek ses etmemenin suçluluğunu içimde daha fazla hissederek…