BİÇDA'daki arkadaşlar işyeri deneyimlerimi yazmamı istediklerinde onlara şöyle demiştim: evet işyerinde çok haksızlık gördüm ama kazanılmış pek bir şey yok, ne yazacağım? Uzun yıllardır çalıştığım bilişim şirketinde 12-13 saate varan mesailer, zam almadan geçen yıllar, kriz zamanlarında %50 ye varan maaş indirimleri, geç ödenen maaşlar, 30 gün yerine 15 günlük sigorta primi ödemeleri, hakedilen yıllık izinlerin kullandırılmaması, isteği dışında ücretsiz izine gönderme, hafta sonu işe çağırılmalar, özel projenin bitirilmesi için karşılıksız yapılan fazla mesailer ve bütün bunların yanında kriz bahne edilerek kapıya konulan, yıldırılıp istifaya zorlanan veya kalanlara gözdağı vermek için aniden işten çıkarılan elemanlar gördüm.

İşe yeni başladığım yıllarda ben de herkes gibi hevesli ve iyi niyetli bir yaklaşım ile işime dört elle sarılmıştım. Hem işimi hem de şirketimi seviyordum ve benden daha eski çalışanların memnuniyetsizliklerini anlayamıyordum. Patron birşeyler istiyor ama kimse bunları yapmak için hevesli davranmıyordu. Ben ise şirketin yeni büyümeye başladığı bir dönemde kilit görevler üstlenmiştim ve doğrusu başımı kaşıyacak vaktim yoktu. İlk birkaç yıl gayet özverili ve gözlerim olan bitene tamamen kapalı birşekilde sadece çalışarak geçti. Bu arada işe başladığımdan itibaren şirket büyümüş ve cirosu aylık 2.000$’dan 20.000$’a çıkmıştı. Gelirdeki artış patronun özel harcamalarından da açıkça görülüyordu. Bu dönemde karşılaştığım ilk olay teknik personelin maaşlarına yıllık zam alamayarak bir sabah aniden iş bırakması oldu. Şirket eskisine göre çok daha fazla kazanıyorsa neden zam yapılmıyordu? Sonraki yıllarda defalarca örneğini gördüğüm gibi yapılan şu idi: Personele “şirket kazanıyor olabilir ama bu parayı yatırıma yönlendiriyoruz” deniyor ama gerçekte akıldan şu geçiriliyordu “bu adamları zam almaya alıştırmayalım. ekmek aslanın ağzında. istemeyen gider. bir sürü işsiz var”. Hatırladığım bu ilk olayda teknik ekibin başındaki şefin yönetimi ikna etmesi ve maaşların düzeltilmesi ile kriz çözüldü. Ancak elebaşı olarak belirlenen eleman işten çıkmaya “ikna edildi”.

Sonraki olay ise büyük bir sözleşmenin sona ermesi sonucu eleman sayısının azaltılması isteği idi. 10 kişilik ekibin 2 kişiye düşürülmesi gerekiyordu ki bu normal karşılanabilirdi. Ancak burada normal olmayan şey bu elemanlara yapılan muamele idi. İşten çıkarılmak istenen eleman tazminatı ödenerek gönderilmiyordu. Eleman patronun odasına çağırılıyor, şirketin eskisi kadar kazanamadığı ve kendisine ihtiyaç kalmadığı söyleniyor, eğer yeni bir iş alınırsa hemen tekrar işe çağırılacağı söyleniyor ve kabul ediyorsa ücretsiz izine gönderiliyordu. Bu şekilde ücretsiz izine gönderilen hiç bir elemanın geri döndüğünü görmedik, tazminatları da yandı gitti. Bu günler bizim için dehşet günleriydi. Yıllarca şirkete emek vermiş, sözleşmelerin yükünü taşımış bu insanlara yapılan haksızlık bende işyerine karşı nefret ve kızgınlık yarattı.

Ülkenin “kriz” yaşadığı 2000′li yıllarda çalışanlara darboğaza girdiği söylenen şirket -ki cirosu öncekinin 2 katına çıkmıştı- bu defa çözümü personel maaşlarını indirmekte buldu. O dönem pek çok bilişim şirketi eleman çıkardı veya maaş kesintisi yaptı. Ancak bunu birikmiş tazminatları ödeyerek veya maaş kesintisini personele borçlanarak yapmak kabul edilebilir olduğu halde bunun yerine en acımasız yol seçildi. Aylarca maaşlarımızın %50′si kesilerek ödendi. 30 gün çalıştığımız halde bilgimiz dışında 15 gün çalışmış gibi gösterilerek sigorta primlerimiz eksik yatırıldı. Her fırsatta şirketin ayakta kalması için bizden bu fedakarlığın beklendiği hatırlatılarak halimize şükretmemiz istendi. Duruma itiraz edenlere “istemiyorsan çalışma” denildi. Gidenler gitti ama hiçbiri dava açma yoluna başvurmadı. Ben ise evin tek geçim kaynağı olan yarım maaş ile kredi kartına yüklenerek devam ettim. Yarım maaş döneminde yaptığım borcu ödemek 2 yılımı aldı. Ama şirket her “krizden” olduğu gibi bu krizden de güçlenerek çıktı. Biz yarım maaşa talim ederken patron gözümüzün içine baka baka yeni ev ve yeni araba almayı başardı. Krizden çıkıldığı gözle görülür hale gelince de maaşlarımızı eski haline getirmekle yetindi. Yarım maaşı kabullenmiş bir topluluğa “tam maaş” zam gibi uygulandı ve yılsonu zammı da verilmedi.

Buraya kadar anlattığım olaylar sonraki yıllarda da benzer şekilde tekrarlandı. Tek farkla ki son yıllarda biz çalışanlar uğradığımız haksızlıklara karşı zaman zaman güçlü tepkiler gösterebildik ve sonuç da aldık. 2008 ylındaki son “krizde” patronun maaş indirimi talebine önceki uygulamayı bilen eski çalışanların uyarısı ile itiraz edildi. Sadece 1 ay uygulanabilen maaş indirimi kararı geri alınarak eksik ödenen maaşlar gecikmeli de olsa tamamlandı. Bu dönemde işten çıkarılan bir arkadaşın kıdem tazminatının eksik hesaplanması üzerine yardımlaşma ile doğru hesabı yaptık ve yönetime bu işlerden anladığımızı gösterdik. Artık yönetim birini işten çıkarmak istediğinde ödenmesi gereken tazminatı ödemek zorunda olduğunu biliyor. En azından artık iş yasasına aykırı davrandığında hakkında dava açılabileceği ihtimalini göz önünde bulunduruyordur.

Burada yaşananlar her orta-küçük şirkette olagelen, biz çalışanların işimizi kaybetmemek için kabullendiğimiz ve gerçekte iş yasasına aykırı ve eğer denetçiler tarafından tespit edilirse ciddi parasal cezalara karşılık gelen uygulamalar. Patronlar ne zaman haksız bir uygulamaya niyetlenseler öncelikle işyerindeki çalışan dayanışmasının önüne geçmek için önden birkaç kişiyi çağırıp iknaya çalışıyorlar, hatta ayrıcalık tanıyacaklarını söylüyorlar. Dayanışma olmayınca da bunlara karşı duranların tavrı bir çalışanın emekçinin hakkını alma mücadelesi olarak değil de bireysel çıkış olarak algılanıyor.